Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

™::_Su SinekLeri_::™

!!...............................................Çok RenkLi Bi SiTe ArkaDaşLar..Mizah Adına BiRçok Şeyi BuLabiLirsiniz.................................!! [To DeSigNed & ProjecTed By KemaL B-rock SözeN]

Yazılar

temel ve tukuruk

Temel Almanya'ya işçi olarak çalışmaya gider. Uçaktaki koltuğunun hemen yanında dünya tükürük şampiyonu oturmaktadır.

Adam bir tükürür ve tükürük Temelin kulağının yanından mermi gibi geçer.
Adam:-"Ben 96 olimpiyatları dünya şampiyonu Almanya'dan Hans" der. Temel tabi şaşırır.

Bir müddet sonra adam bir daha tükürür ve tükürük Temelin kafasını sıyırarak gider.
Hans:
-"Ben 2000 dünya tükürük şampiyonu hans"der.

Temel artık dayanamaz veHans'ın suratının ortasına tükürür.
Temel: "Daha acemiyim." der.

TEMELE MEKTUP

Sevgili oglum Temel,

Senin hizli okuyamadigini bildigim icin bu mektubu yavas yavas yaziyorum.Artik, senin buyuk sehre gittigin sirada yasadigimiz evde yasamiyoruz. Baban bir gazetede, insanlarin basina genellikle evlerinin 2 km civarindaki bolgelerde kaza

geldigini okumus; o yuzden tasindik. Sana yeni adresi veremiyorum cunku yeni evimizde bizden once oturan hemsehrilerimiz,tasininca adresleri degismesin diye kapi numarasini sokup goturmusler.Bu evde garip bir camasir makinasi var. Gecen gun icine 4 gomlek koydum, calistirmak icin duvardaki zinciri cektigimden beri bir

daha o gomlekleri gormedim.Gecen hafta sadece iki kez yagmur yagdi. ilki 3 gun surdu; ikincisi ise dort gun.

Benden istedigin yelegi postaya verdim, ancak halan, o koca dugmelerle paketin cok agir olacagini soyledi; o yuzden dugmeleri

kopartip yelegin cebine koyduk. Orada bulabilirsin.

Sevgiler,

Annen

(Safinaz)

NOT : Sana biraz da para gonderecektim ama zarfi bir kere yapisturmus bulundum.

Neden ''ALO'' Deriz?

Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır. Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo'dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell'in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell'i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell'i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell'in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.

Reklam GeyikLeri

Ekmeğinize margarin sürüp yediğinizde hemen neşelenip, göbek atmazsınız.

Bir yeriniz söküldüğünde Ayşe Teyze'yi boşuna beklemeyin. O muhtemelen şu sıralarda ozon tabakasındaki yırtıkla meşguldür!

Traş bıçakları hep "sinekkaydı traş" sloganıyla tanıtılır. Bir sineğin bugüne kadar bir erkeğin çenesinden kayıp düştüğüne tanık olunmamıştır.

Otoparkta sadece saçlarınızı sallayarak otomobilinize yer bulamazsınız. Olsa olsa tecavüze uğrarsınız!

Adam eğer mobilyaları rahat bulup, yalnız başına yaşadığı adadan kurtulmak istemiyorsa kesin cinsel bir sapkınlığı var demektir.

Anneler, çocukları mutfağı talan ederken tavanda dolaşmaz. Tavan süpürgesiyle çocuklarını döver!

Sabun ile yüz kırışıklıkları ancak fotoğraf üzerinde yok edilebilir!

Hülya Avşar tanımadığı kolejli kızların çantasını karıştırmasına asla izin vermez.

1.80'lik İtalyan dilber sırf saçlarınız kabarık olduğu için "Giovanniii!" diye çığlık atıp, kolunuza girerek sizi evine götürmez.

Somurtan sevgilinizi bir kasa gazoz alıp, güldürmeye kalkmayın. Hepsini kafanıza yersiniz.

Kader hakkında bir tartışma

Legolas:Deccal suan var saklanıyo ve bu gibi dusunce sıstemlerini ortaya cıkarıyo

*unicef Hitman:buna inanmam herşeyi insanlar yapıyo

Legolas:bu yazının yazılıs amacı cinlerin vermiş oldugu bilgilerin ne kadar anlamsız ve yalan oldugu sende var ya biraz okuyup cevap versen bişey bılıyosun ki buna ınanmam dıyosun

*unicef Hitman:üf fırsat olmadı yer yer okuyom

Legolas:nasıl fırsat olmucakmıs

*unicef Hitman:ya yazını tam okumadım onu demio musun

Legolas:hayır din hakkında

*unicef Hitman:ben din hakkında tek bir kaynak okurum ötekileri bilmek bile istemem

Legolas:neymiş o kaynak ?

*unicef Hitman:Kuran  gerisi beni hiç ilgilendirmio

Legolas:saçmalık işte yaptıgın baska bısey degıl

*unicef Hitman:kesinlikle doğru düşündüğümü biliyorum

Legolas:ya ben sana kuran okuma demıyorum ki okucaksın ta bi ama baska kaynaklardan ogrendıgın bılgıler sana sacma gelıcek ve kuran a 1 adım daha yakınlastırcak

*unicef Hitman:o kaynakları kim yazmış, yazanların hedefi neymiş Kuran da ne der Allahla aranıza kimseyi sokmayın Allah bize akıl vermiş kitap vermiş kendi aklımız kitabımızı anlamaya yeter başkaları araya girerse

Legolas:madem cok okuyosun

*unicef Hitman:herşeyi karıştırırlar işlerine geldii gibi

Legolas:ateist birine cevap verebilicekmisin onunla din konusunda

*unicef Hitman:vermem

Legolas:tartısmaya gırebılıcekmısın

*unicef Hitman:başkalarının inançları beni ilgilendirmez her konuda tartışırım ama din konusunda tartışmam sadece sorulursa düşüncelerimi söylerim Herkes Allah yolunu kendi bulur ya da bulamaz

Legolas:tmm o zaman sorayım ben sana bi kaç şey ve bana cevaplarını ver

*unicef Hitman:sen ateist misin?

Legolas:ama bu sorularım yanlıs anlasılmasın hayır sümmeaşa

*unicef Hitman:k

Legolas:Allah bizi yaratmıs diil mi bizim ne yapıcagımızı biliyo ve O emrederse biz yapabılırız ve Allah bizim ne yapıcagımızı bılıyo peki o zaman ,neden bizi yaratıp dünyaya göndermiş direk cennete veya cehenneme göndersin ?

cevap....

*unicef Hitman:bu en sevdiim konudur cevabım: Allah her istediini yaptırtır ama yaptırtmıyo biz hür irademizle herşeyi kendi tercihlerimizle yapıyoruz o zamandan boyuttan ırak olduğu için hepsini önceden biliyo sadece biliyo karışmıyo

Legolas:o zaman karder diye bişey kalmıyo dediklerine göre

*unicef Hitman:bazen yönlendirmek için peygamberleri yolluyo tabiki kader diye bişi yok hepsini kendimiz yapıyoruz kaderden kasıt şu

Legolas:saçmalama

*unicef Hitman:zaman mekan cisim olmadıı içinönce sonra olmadıı için bize göre yapacak olduklarımızın hepsi zaten yapıldı yani kader bu

Legolas:ahahah kader ne onu bile bilmiyosun kader ne bılıyomusun 2 miz sınava calısıyoruz bu bizim elimizde olan bişey calısıp calısmamak ama 2 mızde sınava gıderken  birimizde yolda kaza gecırıp sınava gıremıyo bu kaderdir

*unicef Hitman:benim anlattıklarıma ters değilki bu evet bu kaderdir

Legolas:sen kader yok diyosun

*unicef Hitman: senin yüklediin anlamıyla yok ben farklı anlam yüklüyorum zamansızlıkla ilgili yazdıklarımı oku ltf

*unicef Hitman:bişi sorcam: bu konuşmayı siteye koyabilir miyim

Legolas:olur

*unicef Hitman:mersi

Bu Saçma Düşünce Sistemine Cevap...................

12) KURAN' nın 27.ci suresi olan NEML suresinin 82.ci ayetinde geçen ; Kıyamet sırasında ortaya çıkacağı anlatılan ve Çeşitli şekillerde yorumlanan DABBE (Dabbetül Arz) kelimesinin gerçek anlamını biliyormusunuz ?

*Neml Suresinin 82.ci ayetinin Türkçe çevirisi şöyledir. "O söz, başlarına geldiği zaman onlara yerden bir DABBE çıkarırız . O onlara, İnsanların ayetlerimize inanmadıklarını söyler." (Prof.Dr. Süleyman ATEŞ) Bu ayette geçen DABBE kelimesi : Canlı demektir. Orjinal kelime DABBETÜL ARZ olarak geçer. Yani "Arz'dan-Yerden-Yeryüzünden çıkacak Canlı" anlamındadır.

*İslami çevrelerde DABBETÜL ARZ ; Kıyamet zamanı ortaya çıkacağına inanılan korkunç bir yaratık-hayvan-canavar olarak tasvir edilir. Bazı anlatımlarda, Kıyametin öncüsü olarak ortaya çıkacak bu Hayvanın, 30 metre boyunda olacağı, Arapça konuşacagı, Bir elinde Hz.Süleyman' ın mührü, diğer elinde Hz.Musa' nın asası'nın bulunacağı, Hz.Süleyman' ın mührü ile inananların alnına "Mümin" inanmıyanların alnına da "Kafir" damgasını vuracağı, Müminlerin damgasının Ak, Kafirlerin damgasının Kara olacağı anlatılır. Bazı Yorumcular ise DABBE' nin Tank, Uçak, Denizaltı, Kamyon olabileceğini yazmışlar, Bu nedenle şu anda Dünya'nın "Kıyamet zamanı" içinde bulunduğunu açıklamışlardır.

*Tevrat' ta Ezra adıyla geçen ve Tevrat' ı derleyen kişi olarak bilinen "Üzeyr Aleyhisselam" ında, Kıyamet zamanı yer altından bir hayvanın çıkacağını ve İnsanlarla konuşacağını anlattığı rivayet edilmektedir. Yani Kıyamet zamanı yerden "canlı hayvan" çıkacağı inancı ve beklentisi Musevi Toplumunda da bulunmaktadır.

*Bugünkü Bilgilerimize göre, Dinsel Bilgilerde İnsanlığın sonu olarak tarif edilen KIYAMET ; aslında Dünya Mektebi'nin (26.000 yıllık Siklus devreleri sonunda) kapanırken, Dünya İnsanlarının uyandırılması, İnsani Bilinçlerin ayağa kaldırılması demektir. Ancak çok nadir olmakla birlikte 26.000 yıllık devrenin bitmesine rağmen, İnsanların uyanamaması, Gerçekleri idrak edememesi veya istenmeyen yönlere sapması halinde de, O neslin yok edilmesi için (Dinsel Bilgilerde anlatılan) Fiziksel Kıyametlerin de Dünyada yaşandığı bilinmektedir.

Ruhsal Bilgilerin açıkladığına göre ; Son 26.000 yıllık devrenin, son yüzyılı olan 1900 yılından itibaren Kozmik Enerjilerle uyandırılmaya başlanan İnsanlık gerekli "Kritik Kütle" bilinçlenmesini sağlamıştır. Dolayısıyle Dünyamızda kesinlikle "Fiziksel Kıyamet" yaşanmayacaktır. Dünyamız Fiziksel Kıyametle değil, İnsanların uykuda olan Bilinçlerinin, uyanmasıyla ayağa kalkacaktır. İnsani Bilinçlerin uyanmaya başladığı bu devre (Yani içinde bulundugumuz zaman) KIYAMET zamanıdır. Bilinçlenen Dünya İnsanları da, Dünya ile birlikte Boyut değiştirecektir. Dünyamız halen 3.cü Boyuttadır. Dünya ve İnsanlık 2300 yılında fiilen 4.cü Boyuta geçmiş olacaktır. Aslında bu süreç 2000 yılından itibaren başlamış olup arttırılmakta olan yüksek kozmik enerjilerle, Dünya ve İnsanlık kademe kademe 4.cü Boyuta taşınmaktadır.

*Akaşa Yayınlarından "GALAKTİK İNSAN" adlı Kitabın yazarı olan Sheldan Niddle, Merkezi SİRİUS' ta bulunan FEDERASYON isimli merkez'den aldığı 15.Ocak.2000 tarihli bildiride "Alice Harikalar Diyarında, isimli çocuk romanında anlatıldığı gibi Yer Kürenin içinde kat kat (Soğan Kabuğu gibi) realiteler-yaşamlar-medeniyetler olduğunu" açıklamaktadır.

15.Ocak.2000 tarihli FEDERASYON bildirisini okumak isterseniz tıklayınız.

*Bilgi Kitabı da ; Dünyanın içinde, Dünya ile iç içe yaşamakta olan AGARTHA medeniyetinin bulunduğu ve AGARTHA'da 4.cü Boyut Evriminin yaşanmakta olduğunu açıklamaktadır. Yine Bilgi Kitabı'nda, Dünya Okyanuslarının altında kurulmuş olan DRAGON isimli yüksek bir medeniyetin de mevcut olduğu bildirilmektedir. Ruhsal Bilgiler, halen 3.cü Boyuttan 4.cü Boyuta geçme sürecinde bulunan İnsanlığın, belli bir bilinç aşamasına geldikten sonra, AGARTHA medeniyetinin Dünya' ya resmen açılacağını bildirmekte, ayrıca Uzaydaki diğer yüksek bilinçli varlıklarında bu süreç içinde kendilerini açıkça Dünya İnsanlarına tanıtarak, temasa geçeceğini açıklamaktadır.

Bazı Ruhsal Kaynaklar, iç Dünya'da yer alan Agartha medeniyetinin yerini çizim olarak vermiştir. (Görmek için tıklayınız.)

*İşte Bizlerin şu anda göremediği, ancak iç içe yaşadığımız, bu Medeniyet Mensubları, Dünya İnsanlarının 4.cü Boyuta geçişi sürecinde onları karşılıyacak, kendilerini tanıtacak ve İnsanlara Bilgi aktaracaklardır. Kuran'ın Neml Suresinde bahsedilen DABBETÜL ARZ, yani Yerden çıkacak ve Hakikatleri anlatacak olan Canlı Varlıklar, Bu medeniyetlerin Mensubları olan Varlıklardır.

*Dünyanın 4.cü Boyuta geçişi şöyle olacaktır. Güneş'ten ve Kozmo'dan gelen Enerjileri, Düşünceleriyle, Bilgi ve Bilinçleriyle çekerek hücresel titreşimlerini Gerekli seviyeye yükselten İnsanlar kendilerini (Yine Dünya'da ama) farklı bir ortamda bulacaklardır. Burası 4.cü Boyuttur. Çeşitli Ruhsal kaynaklarda YÜKSELİŞ olarak anlatılan olay da budur. 4.cü Boyuta geçen İnsanlar 3.cü Boyutta kalan İnsanlar tarafından görülemeyecektir. Onlarla aynı yerde iç içe olmalarına rağmen, 3.cü Boyut İnsanları, 4.cü Boyuta geçen İnsanları kaybolmuş olarak algılayacaktır. YÜKSELİŞ İnsanın mevcut Bedeniyle birlikte 4.cü Boyuta geçmesidir. 3.cü Boyutta iken Çeşitli nedenlerle YÜKSELİŞ'e katılmayan veya katılamayan ancak Bilgi ve Bilinçlerini, Hücresel titreşimlerini 4.cü Boyut Frekansına ulaştırmış olan İnsanlar ise Ölümlerinden sonra ışınlanarak-anında 30 yaşındaki Bedenleriyle 4.cü Boyuta alınacaklardır.

2300 yılına gelindiğinde ise 4.cü Boyut tamamen Dünya üzerine açılacak ve yerleşecek, Dünya üzerinde 3.cü Boyut Bilincinde hiç bir İnsan kalmayacaktır. 4.cü Boyut Bilincine ulaşamayan, İnsani Bilinçler, Evrimleri için, 3.cü Boyutun yaşandığı, diğer gezegenlere transfer edileceklerdir. 4.cü Boyutta Ömürler çok uzundur (800 sene) ama, fiziksel görünüm hep 30 yaş civarındadır. Doğum ortadan kalkacaktır. Tüm işleri hep robotlar görecek, İnsanlar Uzay çalışmaları, uzay seyahatleri ve araştırmaları, yapacak, Yepyeni İlim, Bilim, Sanat, Biyoloji vs. dallarında araştırmalar yaparak çalışacaklardır. Herkesin bütün ihtiyaçları Devlet tarafından karşılanacak, Kötülük, Savaş, Açlık, Korku, Baskı, Sindirme, Öldürme v.s. gibi negatif olaylar Dünyada olmayacaktır. Sınırlar ortadan kalkacak,Tüm milletlerden oluşan, Tek bir Dünya Devleti olacaktır. Dünya Devleti, Samanyolu Galaksisinde bulunan FEDERASYON'a üye olacaktır.

*SONUÇ ; Her Bilgi Allah'ın Bilgisidir. Bütün Dinsel-Ruhsal ve İlmi Bilgiler arasında Gerçekleri ve Kaynağın Tekliğini gösteren inanılmaz bağlar vardir. Bütün Bilgilerde "Gerçekler ve Doğrular" mevcuttur. Yanılan-Yanlış yapan (Mevcut Bilgi ve Bilinç seviyesinden dolayı) Bilgiyi yorumluyan İnsanın kendisidir. DABBETÜL ARZ, Kıyamet Zamanında yani Bilinçlenerek 4.cü Boyuta geçen İnsanlara, 4.cü Boyutu tanıtacak ve Gerçekleri anlatacak olan, halen Dünyanın içsel katmanlarında yaşamakta olan 4.cü Boyut Varlıklarıdır. 3.cü Boyut İnsanlarına bu gerçek asırlar önce aktarılmış olmasına rağmen İnsanlar yetersiz Bilgilerinde dolayı DABBETÜL ARZ'ı yanlış anlamışlardır. DABBETÜL ARZ, 3.cü Boyut varlıklarına 4.cü Boyut Varlıklarını anlatan bir Şifre Kelimedir.

Cevap :

‘GERÇEK’ ÜZERİNE..

“We have no great depression, we have no great war, our great depressions are our lives..”

‘Gerçek’..  Belki dünyada, üzerine en fazla söz sarfedilmiş, en fazla konuyla ilintilendirilmiş kavram.. Ben ise bu yazıda, tabi ki, beş duyularımızla algıladığımız veya tamamen zihinsel yollarla inşa ettiğimiz ‘yapay’ gerçekliklerden bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey ‘mutlak gerçeklik’ olucak. Ama elbette, ‘mutlak’ gerçekliğin ne olabileceği konusunda spekülasyon yapıcak değilim(Bunu yapmam demek, ‘mutlak gerçeklik’ kavramını inkar etmem ya da kendimle çelişiyo olmam demek zaten; bahsettiğim şeyin tanımı ‘zihinsel inşaa’yı reddediyo çünkü..). ‘Mutlak gerçeklik’ (ki elbette, ortada, beş duyularımızla algıladıığmız bir evrenin varlığı ve ‘zihinsel inşaa’larla betimlediğimiz ‘tanrı’lardan başka hiçbir şey de olmayabilir. Bu, ‘böyleyse’, zaten konuşulacak çok bir şey kalmaz ortada ama malesef bunun ‘böyle’ olduğunu bilebilecek ‘yeti’ye sahip değiliz.) varsa bile, ulaşılamaz-bilinemez olduğunu savunucam sadece. Dolayısıyla, ‘ben çözdüm olayı’ iddiasındaki bir kimsenin, asla ‘samimi’ bir söz söylüyo olamayacağını savunucam.

Giriş paragrafında kısaca özetlediğim fikirleri, daha detaylı bir şekilde açıklamaya çalışmaktan ibaret olucak yazının devamı. Önce, ‘gerçeklik’ kavramının ne olduğunu analiz etmekle başlıcam işe ve devam edicem.

Aklı selim olan herhangi bir insanın, “gerçek, beş duyularımla algıladıklarımdır, zihnimle düşündüklerimdir veyahut yaptığım deneylerle gözlemlediklerdir” şeklinde, samimi olarak, düşünemeyeceği kanısındayım. Ama insanların çok büyük bir çoğunluğu, samimi olarak, eldeki metotlarla(veya yeni bulunacak metotlarlaa), gerçek denilen şeye, bir gün, ulaşılabileceğini düşünüyorlar. Ama bu düşünce, ‘gerçeklik’ kavramının tanımı ile çelişmektedir bence(Böyle bir çelişki istenmiyorsa, ‘gerçek’ tanımı hatta kelimesi değiştirilmelidir bence). ‘Gerçek’ dediğimiz şeyin tanımına bakalım şimdi. Nedir ‘gerçek’i gerçek yapan en temel şey? O gerçekliğin, hiç bir şartta durumda, asla, değişmez oluşudur. Bizim, birey olarak veya toplmusal olarak düşündüğümüz şeylerin ‘bize göre gerçeklik’ ve sadece ‘zihnimizdeki gerçeklik’ olduğunu düşünürsek, bu, ‘gerçeklik’ tanımının kendisiyle çelişmektedir.

Peki, bizim oluşturduğumuz ve benim ‘bize göre gerçeklik’ şeklinde tanımladığım şey nedir o zaman? Bu sorunun cevabı çok basit . Bizim ‘gerçek’ sandığımız şeyler, ‘mutlak gerçek’in bizim gözlemleyebildiğimiz taraflarının birer ‘model’idir sadece. Kimisi, gerçeklik denen şeyin ‘din’ ile ilintili olduğunu savunur, kimisi evrim, kimisi ‘metaryalizm’. Ama baştada söylediğim gibi, bunlar, sadece ve sadece bizim, bu evrene-kendimize dair yaptığımız gözlemleri açıklayan ‘model’lerdir . Kendi içinde tutarlı birer mantıkları-kurguları varsa eğer, hiç kimse, bunlardan birinin ‘ötekinden’ taha mantıklı olduğunu, samimiyetle, iddia edemez. Ortada, gözlemlediğimiz bazı şeyler var. Ve insanların, bu gözlemleri birkaç ‘tutarlı teori’ ve binlerce ‘tutarsız teori’ ile açıklamaya çalışmalarından ibaret durum. Ama yeteri kadar ‘kapasite’ ve ‘zaman’ ile ,aynı gözlemleri açıklayabilen, ‘sonsuz’ tane ‘kendi içerisinde tutarlı’ kurgu oluşturulabilir. Sanırım bu bahsettiklerim somut bir örnekle pekiştirilmezse, ‘soyut edebiyat’ olarak kalır.

Mesela ‘çekim kuramı’nı düşünelim. ‘Yerçekimi’, bugün, bilimin ifade ettiği en büyük ‘gerçek’lerden birisidir(Newton’un ‘çekim’ üzerine geliştirdiği kuramın pratikte kullanışlı ama özde yanlış olması ‘çekim’ olayını yanlışlamaz; en fazla yanlış açıklar ve bir gün ‘Einstein’ denen bi adam çıkar ve daha doğru bir matematikle ama ‘aynı kuramı’ açıklamaya çalışır aslında). Evet, görüyoruz ki cisimler birbirini ‘çekiyor’, ay dünyanın etrafında dönüyor. Ama, bu dönüşün veya bizim ‘çekim’ diye tanımladığımız, sadece ve sadece, ‘tanım’ olan şeyin temelinde ne olduğunu asla bilemeyiz. Birileri bu durumu(ayın dünya etrafında dönmesini) görür ve der ki “işte bu çekim”dir. “Eğer dünya ay’ı, şöyle bir kuvvetle kendine doğru çekerse, ay, gerçekten de aynen bu gözlemlediğimiz şekliyle dünyanın etrafında döner” der, matematiksel bir model geliştiririz ve bu model gözlemlerle sonuna kadar uyuşadabilir. Ama bu uyuşmanın, sonsuza kadar bile yalanlanamaması, bu söylenenin ‘gerçek’ olduğunu, kesinlikle, göstermez. Newton-Einstein kadar kapasiteli başka bir adamın, bu durumu, çok başka bir şekilde açıklayabilecek olma durumu yeterlidir başka bir alternatifin de var olabileceğini bilmek açısından(kanıtın yoklugu, yokluğun kanıtı değildir asla).

Dikkatli bir okuyucu, eminim, şöyle bir tutarsızlık görecektir yazımda(verdiğim örnekte). Bir yandan “çekim olayı ‘gerçek’ değildir aslında” iddiasında bulunuyorum ama bir yandan da, ‘çekim’ denilen şeyin varlığını kabul ediyor ama bu olayı açıklayabilecek çok farklı kuramlar olabileceğini betimliyorum. İşte tam da bu tutarsızlık yüzünden, bu yazıda ‘iddia ettiğim şey’i iddia ediyorum. Bildiğimizi sandığımız herşey, sadece ve sadece kendi tanımlarımızla oluşturulan şeyler ve biz başka bir ‘alternatif tanımlar bütünü’nü hiç bir zaman görmediğimiz için, bu ‘tanımlar’ın, ‘tek ve alternatifsiz gerçek’ olduğunu sanıyoruz. Bu noktayı tekrar vurgulamak gerekiyor; ‘başka bir alternatif’ hiç bir zaman görmedik, bu yüzden böyle birşeyi imgeleyebilmemiz, dolayısıyla düşünebilmemiz kesinlikle mümkün olmayacaktır. Ve, yine, tam da bu yüzden, yukarıda bahsettiğim bilim adamının, aslında ‘Einstein’ ve ‘Newton’dan çok daha kapasiteli olması gerekmektedir, çünkü gerçekten bahsettiğim şeyi yapabilmek için, bugüne kadar imgelemen bütün ‘tanım’lardan kurtulması ve kendi başına, yepyeni bir ‘tanımlar bütünü’ inşa etmesi gerekmektedir bu bilim adamının.

Anlatmaya çalıştığım şeyleri, ‘sonuç’ paragrafına yer bırakmayacak bir bütünlükle ifade ettiğimi düşünüyorum. Bu bir fikir yazısı ama bu noktada gerçekten üzüldüğüm birşeyi belirtmek istiyorum. Verdiğim örnekle anlatmak gerekirse, ben, çok daha temel gibi görünem ‘çekim’ olayının kendisini bile ‘gerçek’ olarak göremezken; insanların, bu çekim olayını açıklayan farklı farklı kuramlardan herhangi birtanesini bile ‘gerçek’ olarak görüyo olması ve savunması, çok acı bir durum olarak yer ediyor benim zihnim de.. Ve tekrardan, ama bu sefer kendi adıma, sarfetme ihtiyacı hissediyorum baştaki alıntıyı. I have no great depression, I have no great war, my great depression is my life.

Öğrenci Anayasası :)

MADDE 1:Öğrenciler haklıdır.
MADDE 2:Öğrenciler her zaman haklıdır.
MADDE 3:Öğrencilerin haksız olduğu durumlarda 1. ve 2. maddeler uygulanır.
MADDE 4:Öğrenciler uyuya kalmazlar istirahat ederler.
MADDE 5:Öğrenciler tıkınmazlar,gıda alırlar.
MADDE 6:Öğrenciler hiçbir zaman geç kalmazlar,onları alıkoyarlar.
MADDE 7:Öğrenciler derste başka şeylerle uğraşmazlar,çok boyutlu yaşarlar.
MADDE 8:Öğrenciler asla okulu kırmazlar,başka yerlere çağırıldıkları için gitmek zorunda kalırlar.
MADDE 9:Öğrenciler herkes adına düşünüp herkes adına karar verme hakkına sahiptir.
MADDE 10:Öğrenciler hiçbir zaman eleştirilemezler.
MADDE 11:Öğrenciler birbirine lakap takmazlar,birbirlerine yakışan isimlerlerle hitap ederler.
MADDE 12:Öğrenciler sınavdan korkmazlar,sadece çekinirler.
MADDE 13:Öğrenciler asla kopya çekmezler,sadece yardımlaşırlar.
MADDE 14:Öğrenciler asla ama asla kavga etmezler,birbirlerine daime sevgi gösterisinde bulunurlar.
MADDE 15:Bu anayasa hiçbir şekilde yürürlükten kaldırılamaz!

BiLgisayar SaLakLarı..!

1. Compaq "Press any key" komutunu "Press return key" şekline dönüştürmeyi düşünüyor. Neden? "Any" tuşu nerede sorusuna cevap vermekten baygınlık gelmiş.


2. Bir müşteri, üzerinde "toz koruyucu" olduğunda fareyi kullanmakta güçlük çektiğinden dert yanmış. Toz koruyucu dediğinin farenin plastik paketi olduğu ortaya çıkmış.


3. Disklerinin hatalı olduğunu savunan müşteriye "diskleri satıcıya yollayın" denmiş. Satıcının eline geçen mektuptan disklerin fotokopileri çıkmış.


4. Dell şirketinin bir müşterisi bilgisayarının faks çekememesinden şikayet etmiş. 40 dakikalık bir telefon görüşmesi sonucunda adamın kağıdı monitöre dayayıp "Gönder" tuşuna bastığı ortaya çıkmış.


5. Bir IBM müşterisi dökümanı yazıcıya aktaramadığından şikayet etmiş. "Bilgisayar yazıcıyı görüyor mu?" sorusuna karşılık "Ekranı yazıcıya doğru çevirdim ama hala görmüyor" cevabını vermiş.
6. Yeni aldığım bilgisayar çalışmıyor diye Dell firmasını arayan kadın sürekli "Ayak pedalına basıyorum basıyorum makinadan hiç ses gelmiyor" demiş. Ayak pedalı dediğinin fare oldugu ortaya çıkmış.

7. Novell Netware'in ünlü hikayesi:

NetWare: Buyrun SysOp.

Adam: Bilgisayarın kahve taşıyıcıs kırıldı. Garanti kapsamındayım, ne yapmam lazım?

Netware: Kahve taşıyıcı mı?

Adam: Evet bilgisayarın önündeki!

Netware: Pardon anlamakta güçlük şekiyorum. Bu kahve taşıyıcıyı nereden aldınız. Promosyon falan mı? Üzerinde bir marka var mı?

Adam: Bilgisayarla birlikte geldi. Promosyon olup olmadığını bilmiyorum. Üzerinde 4X yazıyor.

8. Bir IBM müşterisi:" İlk disketi sürdüm. İkincisini sürerken çok zorlandım. Üçüncüsü asla içeri girmiyor."

Hazır CevapLar

adsız Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:
- Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca, Sokrat:
- Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!
-------------
Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü
filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka
hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek
gayet sakin şu karşılığı verir:
 

- Ben çekilirim!!
--------------

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için
Sheaksper' a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:
- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..
--------------
Meşhur bir filozofa:
- Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar
fakirsiniz?
diye sorulduğunda:
- Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan, demiş.
--------------
Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui' ye:
- Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse
budalalağı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve
seve öder.
Kral, alaylı alaylı gülerek:
- Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza
karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.
---------------
Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' ye hasımlarınından biri:
- Efendim, demiş. Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük değil mi?
Galile:
- Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?
---------------
Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon' un bir muharebede tenkide
kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
- Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini
zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:
- Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.
----------------
Bir toplantıda bir genç M. Akif küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veterinermisiniz? demiş. M. Akif hiç istifini
bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?
-----------------
İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:
- Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında:
- Bu bana iyi bir ders oldu!!
-----------------
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı
yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri
ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:
- Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- Bende bilirim.
-----------------
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarında ilerlerken,
keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
- Bizde onlara yaklaşıyoruz.
-------------------
Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanırmısınız?
Filozof: Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle
açıklardım

İLERİ DÜZEYDE İNGİLİZCE KURSU :)

My mother to be my wife: Anam Avradım olsun
Come with ball my brother Come with ball:
Topla Gel Abicim Topla gel
Chicken translation:
Piliç çevirme
Leave the door december:
Kapıyı aralık bırak
Where is this waiter who I put:
Nerede bu kodumun garsonu!...
Clean family girl:
Temiz aile kızı.
Your hand is on the job your eye is on playing:
Elin iste gözün oynaşta
Sensitive meat ball:
içli köfte.
Urinate quickly, satan mixes:
Acele ise şeytan karışır
There is no saturation to her observations:
Onun Gözlemelerine doyum olmaz
Man doesn't become from you:
Senden adam olmaz
Enter the desk:
Sıraya gir
Look my ram, I'm an Anatolian child,If I put, you sit.
: Bak koçum ben Anadolu çocuğuyum bir koyarsam oturursun
Airplane out of the fart, say hi to that sweetheart:
Osuruktan teyyare, Selam söyle o yare
Master !! do something burning-turning in the middle:
Usta !! Ortaya yanardöner bişi yapsana
Exploded egypt has escaped to my bosphorus:
Boğazıma patlamış mısır kaçtı
In every job there is a no:
Her işte bir hayır vardır
She is such a mother's eye girl: Çok anasının gözü bir kız