*SONUÇ ; Her Bilgi Allah'ın Bilgisidir. Bütün Dinsel-Ruhsal ve İlmi Bilgiler arasında Gerçekleri ve Kaynağın Tekliğini gösteren inanılmaz bağlar vardir. Bütün Bilgilerde "Gerçekler ve Doğrular" mevcuttur. Yanılan-Yanlış yapan (Mevcut Bilgi ve Bilinç seviyesinden dolayı) Bilgiyi yorumluyan İnsanın kendisidir. DABBETÜL ARZ, Kıyamet Zamanında yani Bilinçlenerek 4.cü Boyuta geçen İnsanlara, 4.cü Boyutu tanıtacak ve Gerçekleri anlatacak olan, halen Dünyanın içsel katmanlarında yaşamakta olan 4.cü Boyut Varlıklarıdır. 3.cü Boyut İnsanlarına bu gerçek asırlar önce aktarılmış olmasına rağmen İnsanlar yetersiz Bilgilerinde dolayı DABBETÜL ARZ'ı yanlış anlamışlardır. DABBETÜL ARZ, 3.cü Boyut varlıklarına 4.cü Boyut Varlıklarını anlatan bir Şifre Kelimedir. Cevap : ‘GERÇEK’ ÜZERİNE..
“We have no great depression, we have no great war, our great depressions are our lives..”
‘Gerçek’.. Belki dünyada, üzerine en fazla söz sarfedilmiş, en fazla konuyla ilintilendirilmiş kavram.. Ben ise bu yazıda, tabi ki, beş duyularımızla algıladığımız veya tamamen zihinsel yollarla inşa ettiğimiz ‘yapay’ gerçekliklerden bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey ‘mutlak gerçeklik’ olucak. Ama elbette, ‘mutlak’ gerçekliğin ne olabileceği konusunda spekülasyon yapıcak değilim(Bunu yapmam demek, ‘mutlak gerçeklik’ kavramını inkar etmem ya da kendimle çelişiyo olmam demek zaten; bahsettiğim şeyin tanımı ‘zihinsel inşaa’yı reddediyo çünkü..). ‘Mutlak gerçeklik’ (ki elbette, ortada, beş duyularımızla algıladıığmız bir evrenin varlığı ve ‘zihinsel inşaa’larla betimlediğimiz ‘tanrı’lardan başka hiçbir şey de olmayabilir. Bu, ‘böyleyse’, zaten konuşulacak çok bir şey kalmaz ortada ama malesef bunun ‘böyle’ olduğunu bilebilecek ‘yeti’ye sahip değiliz.) varsa bile, ulaşılamaz-bilinemez olduğunu savunucam sadece. Dolayısıyla, ‘ben çözdüm olayı’ iddiasındaki bir kimsenin, asla ‘samimi’ bir söz söylüyo olamayacağını savunucam. Giriş paragrafında kısaca özetlediğim fikirleri, daha detaylı bir şekilde açıklamaya çalışmaktan ibaret olucak yazının devamı. Önce, ‘gerçeklik’ kavramının ne olduğunu analiz etmekle başlıcam işe ve devam edicem. Aklı selim olan herhangi bir insanın, “gerçek, beş duyularımla algıladıklarımdır, zihnimle düşündüklerimdir veyahut yaptığım deneylerle gözlemlediklerdir” şeklinde, samimi olarak, düşünemeyeceği kanısındayım. Ama insanların çok büyük bir çoğunluğu, samimi olarak, eldeki metotlarla(veya yeni bulunacak metotlarlaa), gerçek denilen şeye, bir gün, ulaşılabileceğini düşünüyorlar. Ama bu düşünce, ‘gerçeklik’ kavramının tanımı ile çelişmektedir bence(Böyle bir çelişki istenmiyorsa, ‘gerçek’ tanımı hatta kelimesi değiştirilmelidir bence). ‘Gerçek’ dediğimiz şeyin tanımına bakalım şimdi. Nedir ‘gerçek’i gerçek yapan en temel şey? O gerçekliğin, hiç bir şartta durumda, asla, değişmez oluşudur. Bizim, birey olarak veya toplmusal olarak düşündüğümüz şeylerin ‘bize göre gerçeklik’ ve sadece ‘zihnimizdeki gerçeklik’ olduğunu düşünürsek, bu, ‘gerçeklik’ tanımının kendisiyle çelişmektedir. Peki, bizim oluşturduğumuz ve benim ‘bize göre gerçeklik’ şeklinde tanımladığım şey nedir o zaman? Bu sorunun cevabı çok basit . Bizim ‘gerçek’ sandığımız şeyler, ‘mutlak gerçek’in bizim gözlemleyebildiğimiz taraflarının birer ‘model’idir sadece. Kimisi, gerçeklik denen şeyin ‘din’ ile ilintili olduğunu savunur, kimisi evrim, kimisi ‘metaryalizm’. Ama baştada söylediğim gibi, bunlar, sadece ve sadece bizim, bu evrene-kendimize dair yaptığımız gözlemleri açıklayan ‘model’lerdir . Kendi içinde tutarlı birer mantıkları-kurguları varsa eğer, hiç kimse, bunlardan birinin ‘ötekinden’ taha mantıklı olduğunu, samimiyetle, iddia edemez. Ortada, gözlemlediğimiz bazı şeyler var. Ve insanların, bu gözlemleri birkaç ‘tutarlı teori’ ve binlerce ‘tutarsız teori’ ile açıklamaya çalışmalarından ibaret durum. Ama yeteri kadar ‘kapasite’ ve ‘zaman’ ile ,aynı gözlemleri açıklayabilen, ‘sonsuz’ tane ‘kendi içerisinde tutarlı’ kurgu oluşturulabilir. Sanırım bu bahsettiklerim somut bir örnekle pekiştirilmezse, ‘soyut edebiyat’ olarak kalır. Mesela ‘çekim kuramı’nı düşünelim. ‘Yerçekimi’, bugün, bilimin ifade ettiği en büyük ‘gerçek’lerden birisidir(Newton’un ‘çekim’ üzerine geliştirdiği kuramın pratikte kullanışlı ama özde yanlış olması ‘çekim’ olayını yanlışlamaz; en fazla yanlış açıklar ve bir gün ‘Einstein’ denen bi adam çıkar ve daha doğru bir matematikle ama ‘aynı kuramı’ açıklamaya çalışır aslında). Evet, görüyoruz ki cisimler birbirini ‘çekiyor’, ay dünyanın etrafında dönüyor. Ama, bu dönüşün veya bizim ‘çekim’ diye tanımladığımız, sadece ve sadece, ‘tanım’ olan şeyin temelinde ne olduğunu asla bilemeyiz. Birileri bu durumu(ayın dünya etrafında dönmesini) görür ve der ki “işte bu çekim”dir. “Eğer dünya ay’ı, şöyle bir kuvvetle kendine doğru çekerse, ay, gerçekten de aynen bu gözlemlediğimiz şekliyle dünyanın etrafında döner” der, matematiksel bir model geliştiririz ve bu model gözlemlerle sonuna kadar uyuşadabilir. Ama bu uyuşmanın, sonsuza kadar bile yalanlanamaması, bu söylenenin ‘gerçek’ olduğunu, kesinlikle, göstermez. Newton-Einstein kadar kapasiteli başka bir adamın, bu durumu, çok başka bir şekilde açıklayabilecek olma durumu yeterlidir başka bir alternatifin de var olabileceğini bilmek açısından(kanıtın yoklugu, yokluğun kanıtı değildir asla). Dikkatli bir okuyucu, eminim, şöyle bir tutarsızlık görecektir yazımda(verdiğim örnekte). Bir yandan “çekim olayı ‘gerçek’ değildir aslında” iddiasında bulunuyorum ama bir yandan da, ‘çekim’ denilen şeyin varlığını kabul ediyor ama bu olayı açıklayabilecek çok farklı kuramlar olabileceğini betimliyorum. İşte tam da bu tutarsızlık yüzünden, bu yazıda ‘iddia ettiğim şey’i iddia ediyorum. Bildiğimizi sandığımız herşey, sadece ve sadece kendi tanımlarımızla oluşturulan şeyler ve biz başka bir ‘alternatif tanımlar bütünü’nü hiç bir zaman görmediğimiz için, bu ‘tanımlar’ın, ‘tek ve alternatifsiz gerçek’ olduğunu sanıyoruz. Bu noktayı tekrar vurgulamak gerekiyor; ‘başka bir alternatif’ hiç bir zaman görmedik, bu yüzden böyle birşeyi imgeleyebilmemiz, dolayısıyla düşünebilmemiz kesinlikle mümkün olmayacaktır. Ve, yine, tam da bu yüzden, yukarıda bahsettiğim bilim adamının, aslında ‘Einstein’ ve ‘Newton’dan çok daha kapasiteli olması gerekmektedir, çünkü gerçekten bahsettiğim şeyi yapabilmek için, bugüne kadar imgelemen bütün ‘tanım’lardan kurtulması ve kendi başına, yepyeni bir ‘tanımlar bütünü’ inşa etmesi gerekmektedir bu bilim adamının. Anlatmaya çalıştığım şeyleri, ‘sonuç’ paragrafına yer bırakmayacak bir bütünlükle ifade ettiğimi düşünüyorum. Bu bir fikir yazısı ama bu noktada gerçekten üzüldüğüm birşeyi belirtmek istiyorum. Verdiğim örnekle anlatmak gerekirse, ben, çok daha temel gibi görünem ‘çekim’ olayının kendisini bile ‘gerçek’ olarak göremezken; insanların, bu çekim olayını açıklayan farklı farklı kuramlardan herhangi birtanesini bile ‘gerçek’ olarak görüyo olması ve savunması, çok acı bir durum olarak yer ediyor benim zihnim de.. Ve tekrardan, ama bu sefer kendi adıma, sarfetme ihtiyacı hissediyorum baştaki alıntıyı. I have no great depression, I have no great war, my great depression is my life. |